yok yok. ben çok erken, çok geç, ya da hem erken hem geç sayılabilen saatlerde fransızca konuşamıyorum.
sabahları öğretmenlerle karşılaşmaktan nefret ederim. aslında hiçbir zaman karşılaşmamayı tercih ederim elbette, ama sabah vakti en olmasın dediğim. kötünün kötüsü hep cepte taşınıyor sanki, o sabah ben hiç konuşmak istemiyordum ve saat daha dokuz bile olmamıştı. tanıdık bir yüz, öğretmen ve fransız. o kadar konuşmamışım ki sesim çıkmıyor sanki. hem zaten ben zaman zaman konuşmayı unutabilen biriyim. sadece günaydın diyorum. bir de sağlığının nasıl olduğunu soruyorum, çünkü en son gördüğümde pek iyi anlaşamıyorlardı. konuşmadan önce düşünmek normu bi kenara, ben konuştuktan sonra düşünmeye bile razıyım. konuşurken düşünmek diye bir şey var çünkü ve o en fenası. sağlığının iyi olup olmadığını bile iyi soramıyorum oracıkta, ağzımda bir ses varken kafamda binlercesi dolaşıyor. ama anlıyor ve bütün kibarlığıyla beni düzeltmeden cevap veriyor. sonra neyse ki kapıya varmış oluyoruz ve "après vous" diyebiliyorum. o bir fransız olsa da ben bayanlığımla önden geçmeyi kapıyorum elbette. yine de halen hatalarımı düşünüyorum. beni aslında asla öne geçirmeyecek hatalarımı.
ben fransızca konuşamıyorum çünkü saatler ya çok geç ya çok erken.
0 yorum:
Yorum Gönder